Resimlerin Görüntülenmesine İzin Verilmiyor
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Son GunLerDe GunDemi oLdukça MeşquL Eden ErqeneKon SoruŞturmaSı HerkeSin İLqi Odaqı oLdu.!!
Fakat Daha önemLi Bir İki Konumuz Daha Var;
-ŞuanDa ULkemizi Yöneten inSanLar Yarqı ÖnunDe.!!
-EfLasyon MeSeLemiz (Örneq: BirDen Bire eLektiriqe %21 Zam).!!
-üLkemizDe Reşit oLmuş Her 3 KişiDen Biri İşsiz.!!
BunLarDan Uzakta GunDemi SarSan Ve PeşinDen Koşturan ErqeneKon HakınDa GözLemLediqim ŞeyLeri ŞöLe SıraLayım;
ERGENEKON NEDİR ?
‘2009 yılında gerçekleştirilecek darbe için zemin hazırlamaya çalışmakla’ suçlanan ve savcının hazırladığı iddianamede ‘Ergenekon Terör Örgütü’ olarak adlandırılan yapıya, Engin Bağbars’ın ifadeleri sonucu ulaşıldığı ileri sürülüyor. Peki, bu nasıl bir yapılanmaydı? Kim neyle suçlanıyordu? Operasyon nasıl başlamış ve sürmüştü? Kendilerine neden Ergenekon ismini vermişlerdi? İşte yeni başlayanlar için ‘Ergenekon olayı’.
Öncelikle milliyetçi çevreler, Türklüğün var oluş destanı Ergenekon’un böyle bir operasyonla gündeme gelmesinden rahatsız. Destanın adının, bu örgütle ilişkilendirilmesinin özellikle yapıldığına ilişkin iddialar bulunuyor. Ergenekon adının, bu örgütle nasıl yan yana geldiğini anlamak için resmi belgelere bakmakta fayda var.
Her şey 12 Haziran 2007’de, Ümraniye’deki bir evde 27 el bombası bulunmasıyla başladı. Bu kapsamda gözaltına alınanlardan biri, piyade komando astsubaylığından, paraşüt atlayışında diz kapağında oluşan sakatlık nedeniyle emekliye ayrılan Oktay Yıldırım’dı. Yıldırım’ın evinde ve çalıştığı işyerinde ele geçirilen belgelerden biri, ‘Lobi’ adını taşıyor. Üzerinde ‘çok gizli’ yazan bu dosyada, ‘Ergenekon’un ‘Lobi’ örgütlenmesinden söz ediliyordu. Bu yüzden Ümraniye operasyonundan sonra yürütülen soruşturmada gözaltına alınanlara, bu dosyadaki bilgilere dayanılarak, “Şu anda size gösterilen Ergenekon organizasyonu nedir, lideri kimdir, ast-üst ilişkileri, silahları, eğitimleri, eylemleri ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgi veriniz. Bu dokümanda adı geçen şahıslar ve gruplarla ilişkilerinizi anlatınız” dendi. Buradan, Ergenekon adının ele geçirilen bu belgelere dayanılarak örgüt ismi olarak kullanıldığı anlaşılıyor.
22 Ocak 2008 günü sabaha karşı gözaltılar başladı; aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu 33 kişi sorgulanmaya başlandı. ‘Ergenekon’ adı verilen operasyonda, altı ayrı ilde 24 farklı adrese eş zamanlı baskın yapıldı. Küçük’ün yanı sıra avukat Kemal Kerinçsiz, Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Yöneticisi Sevgi Erenerol, Mersin’de silah üzerine ‘ölme-öldürme yemini’ ettiren emekli Albay Fikri Karadağ ile Susurluk skandalının kilit isimlerinden Sami Hoştan ve ‘Drej Ali’ lakaplı Ali Yasak’ın gözaltına alınması dikkat çekti.
Sonuç itibariyle ‘Ergenekon’ operasyonu, aslında 22 Ocak’ta başlamamıştı. Resmen 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombası soruşturmasının devamı niteliğindeydi. Ama gayri resmi olarak, Engin Bağbars’ın 2006’da verdiği ifadeden bu yana soruşturma gizlice sürdürülüyordu.
Konuya ilişkin yöneltilen bir soruya Başbakan Tayyip Erdoğan, “Devlet çalışıyor arkadaşlar” cevabını verirken; İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Gelişmeleri takip ediyoruz. Her şey savcılığın kontrolü altında” dedi. Operasyonla ilgili ilk resmi açıklama ise İstanbul Valisi Muammer Güler’den geldi. Güler, operasyonun İstanbul’un dışındaki illeri de kapsadığını belirtirken; savcı, göz altıların Ümraniye soruşturmasıyla ilgili olduğunu açıkladı.
Üç günlük gözaltı süresinin sonunda, 26 ve 27 Ocak’ta; emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Kuvvayi Milliye Derneği Genel Başkanı Fikri Karadağ, Susurluk Davası hükümlüsü Sami Hoştan, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Sevgi Erenerol ve Büyük Hukukçular Birliği Başkanı Avukat Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu dokuz kişi tutuklama istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Nöbetçi hakime ifade veren Güler Kömürcü serbest kalırken, diğerleri tutuklandı.
“Ordu el koyacaktı”
Ergenekon örgütü, savcılık tarafından ‘2009'da yapılacak darbeye zemin hazırlamak’la suçlandı. Hatta bu amaçla, PKK ve DHKP-C terör örgütlerini tetikçi olarak kullanacaktı. Yani bir tarafta milliyetçi, Atatürk ilkelerini tam anlamıyla hayata geçireceklerini ileri süren Ergenekon, ülkeyi bölme hedefindeki teröristlerle işbirliğine giriyordu. Ayrıca 2009 tarihi de önemliydi. Hedef olarak neden bu tarih konulmuştu? Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın görev süresinin Ağustos 2008’de dolacağı ve yerine Orgeneral İlker Başbuğ’un geçeceğine dikkat çekiliyor.
Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e ‘2009 darbesi’ni yorumlayan gazeteci Murat Belge, “2009’da planlanan darbe, 12 Eylül’den beter olacaktı” görüşünü savundu: “O darbe planında kıyamet gibi kan akacaktı. Linçler yaşanacaktı. Dört beş gün sonra ordu kardeş kavgasına son vermek üzere gelip bu kanı durduracaktı. Ama ordu, bu saldırıları durduruncaya kadar, istenmeyen unsurlar zaten temizlenmiş olacaktı.”
Bu arada operasyonun perde arkasında Fethullah Gülen Cemaati’nin de adı geçti. Konuya ilişkin İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Eşref Bitlis’i, ABD güdümlü gladionun katlettiğini açıklayan general tutuklandı. Operasyon merkezine Fethullahçı polis şefleri oturtuldu” açıklamasında bulundu.
Taha Kıvanç/Yenişafak Köşe Yazarı'nın Ergenekon HakınDa SöLedikLeriniDe Şu ŞekiLde ÖzetLiye BiLiriz;
Ergenekon
Danıştay'a saldırı sonrası, "Eylemci avukatın örgütü ne?" sorusuna cevap Hürriyet'ten geldi: Ergenekon. Ergenekon eski bir örgütün yeniden harekete geçmişi. Raporu ilk kez Kulis'te (30 Nisan 2001) anılan Ergenekon ilginç bir örgüt. "Ne kadar ilginç?" merakında olanlara beş yıl eski yazımı sunuyorum.
Okuyalım:
Sanki ben çıkarmışım gibi, dün, bütün gün, "Bu Ergenekon da nereden çıktı?" sorusuna cevap vermek zorunda kaldım. (..) "Yeniden kurulsun" diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan 'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt...
Erol Mütercimler
Bilen biliyor, devlet içinde aynı adı taşıyan güçlü bir örgüt geçmişte vardı. Deniz kuvvetlerinden ayrılan Erol Mütercimler, "Ben ilk kez 1980'de varlığından haberdar olmuştum" demişti Ergenekon için... Can Dündar ile Celal Kazdağlı, belgeleri konuşturarak, 'Ergenekon' adıyla bir kitap (İmge Yayınları, Ankara) bile yazdılar...
"Neden böyle bir örgüt olsun istenir?" sorusunun cevabı, raporda açık biçimde veriliyor: "Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik çabalar, dış odaklı olmaktan çıkıp yerli işbirlikçilerin gönüllü katkılarıyla ülke içinde de yıkıcı güç odaklanma noktasına ulaşmıştır. 1914 yıllarında İstanbul, dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı, pek çok yandaşlarının olduğu, dileklerini gerçekleştirebildikleri bir dünya kentine dönüşmüştü. Bugün de böyledir. Çünkü savaş sürdürülmektedir. Ve bu savaşın tek amacı vardır: Bölerek/parçalayarak Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak!"
Cumhuriyet'i yıkma faaliyetinin ciddiyetine işaret etmek için, rapor yazarı, "Yabancı güç odaklarının yerli işbirlikçileri devletin her kademesine sızarak TBMM'ne girebilmiş ve hatta siyasi platformda iktidar dönemleri yaşamışlardır" demekte.
Rapor yazarı, hem hayal gücü müthiş biri, hem de çok açık sözlü. Şimdiye kadar kimselerin aleni telâffuz ettiğini duymadığım düşünceleri dile getirebilmiş... "Yurtdışında eğitim görmüş olanlar negatiftir" diyor meselâ... Okuyun: "Türlü özverilerle yurtdışında eğitim görmeleri sağlanan yetişkin insan kaynakları, ne acıdır ki, ülke çıkarları için 'negatif' veriler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle devletin en önemli yapı taşları çökmüş ve işlemez hale getirilebilmiştir. Ergenekon bünyesinde yurtdışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu vardır."
Bereket, "Yurtdışında eğitim görenleri ülkeye almayalım" dememiş!
'Sivil toplum örgütleri'nin (stö) varlığından da rahatsız bu yazar... "Dünya Bankası ve Avrupa Birliği, başka ülkeler tarafından finanse ediliyor, dış istihbarat örgütleriyle ilişkili" dediği stö'leri dışlamak yerine, "Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır" diyor... Hatta ekliyor: "Ergenekon, Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü bu örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir." Ne yani, "Sivil toplum devletin olsun" görüşü size de orijinal gelmedi mi?
Sadece sivil toplumu değil medyayı da bütünüyle devlet kontrolüne almak istiyor Ergenekon; "Kontrol edemediğimizi doğal işleyişi içinde örtülü biçimde etkileyelim, denetleyelim" diyor... "Uluslararası ticaret önemli" tespitinde bulunduktan sonra ise, "Ergenekon doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomik/politik denge sağlayabilmelidir" demeyi de ihmal etmiyor...
Açık sözlülüğü ise 'ifrat' sayılacak boyutlarda "Kullanacağımız ajanlar merhametsiz olmalı" diyor sözgelimi. "Naylon şirketler kurulmalı (..) elde edilen ekonomik girdiler, öz kaynak olarak örgütün kuracağı legal şirketlerde değerlendirilerek aklanmalıdır" cümlesi de rapordan alınma.
"İllegal işler bütün istihbarat örgütlerinin ilgi alanı" görüşünde yazar, vardığı doğal sonuç, "Biz neden farklı davranalım?" oluyor. "Türkiye silâh üreten bir ülke durumunda olmadığından, jeo/stratejik açıdan kaçınılmaz olarak ve iradesi dışında zorunlu olarak uyuşturucu satışında köprü durumundadır. Uyuşturucu ticaretini denetim altına almalıdır. Türkiye'nin bir başka şansı da kimyasal silâh üretimi olabilir. Çünkü bu alanda başarılı sonuçlar elde edebilecek insan kaynaklarına sahiptir." (..)
En açık sözlü tespit ise şu: "Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mübah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için, geriye kalan tek yol suikasttır." Gözleriniz faltaşı gibi açıldı, değil mi? (..)
Deli saçması gibi gelse de, "Atatürk ilkeleri doğrultusunda, Kemalizm'in tek gerçek olduğuna inanarak" yazılmış taş gibi bir rapor bu... Gereği yerine getirildi mi acaba?
YENİ ŞAFAK GAZETESİNDEN Ali BAYRAMOĞLU İse ErgeNekon'u ŞöLe YorumLamış;
Ergenekon nedir, nerededir?
Danıştay Saldırısı'nın ardından ortaya çıkmaya başlayan görüntüde Ergenekon örgütü belli bir yer tutmaya başladı.
Erganekon ismi ve buna ilişkin kimi belge ve dosyalar yıllardır elden ele dolaşır durur. Bunların kimi emniyet istihbaratı kaynaklıdır, kimi ise menşesiz...
Bu ad, belgelerin işaret ettiği yapılanma son dönemlerde basına yansıdığı gibi korkutucudur.
Ama akıl dışı değildir...
Türkiye gibi kanlı ve tahrik merkezli dönemler geçirmiş, soğuk savaşın bedelini ciddi bir şekilde ödemiş, komünizme karşı seferberlik gerekçesiyle devlet içi illegal yapıları meşrulaştırmış bir ülkede yaşıyoruz...
Ergenekon'u arayanların çok uzaklara gitmesine gerek yok...
Abdi İpekçi cinayetinden başlayıp 16 Mart Katliamı'na uzanan, Susurluk'la doruğa çıkan, muhtemelen Danıştay Saldırısı'na da bulaşmış Türk Gladyosu'nun öyküsü, aslında Ergenekon'un öyküsüdür. Ve bu öykü Türk siyasi tarihinin en karanlık, en kanlı sayfalarını oluşturur.
Ancak söz konusu olan sadece karanlık ve kanlı bir öykü değildir.
Aynı zamanda bu ülkeye hakim olan, örneğin "Susurluk ile 28 Şubat'ı bir madalyonun iki yüzü kılan", bugün benzer bir şekilde Danıştay Saldırısı ile siyasete yönelik huruç harekatını iç içe sokan bir yönetim anlayışının "derin resmi"dir.
Karşı karşıya bulunduğumuz durum, Agatha Cristie'nin "Şark Ekspresi'nde Cinayet" romanının öyküsüne benzetilmeye pek uygundur. Romanda dedektif tek bir katil ararken sonunda anlar ki, trendekilerin hepsi kurbana bir bıçak darbesi atmıştır, tek bir sanık, tek bir katil yoktur. Herkes aynı oyunun parçasıdır, herkes suç ortağıdır.
1997'nin Ekim ayında TBMM'de Ağar ve Bucak'ın dokunulmazlıklarının kaldırılması tekrar gündeme geldiğinde, Ağar grupta DYP milletvekillerine şöyle diyordu:
"Ne yaptıysam askerin ve üst düzey devlet görevlilerinin bilgisi dahilinde yaptım..."
Ağar'ın altına girdiği bu şemsiyenin işe yaramadığı söylenemez.
O günlerde Türkiye, Meclis kulislerinde, gazete ve televizyon beyanatlarında, mahkeme ifadelerinde; istihbaratçıların, MİT'çilerin, JİTEM'cilerin arasındaki fırdöndü mesaj alışverişine tanık olmuştu.
Kamuoyu, yapılan çeşitli açıklamalarla olayların ayrıntıları ortaya çıkıyor sanırken, aslında tersi oluyor; karşılıklı uyarılar, tehditlerle "olan"ın üstü örtülüyordu.
Bugün Ağar DYP'nin genel başkanı ve ilk genel seçimlerde iktidara talip...
Aynı günlerde Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Elkatmış'ın "kanlı tarihe" neşter atarcasına yaptığı şu tespit de ortada kaldı:
"Çetenin üç ayağı var. Bunlardan birincisi polis, ikincisi bürokratlar, üçüncüsü askerdir. Polise ve bazı bürokratlara dokunuluyor. Ama askerlere dokunulamıyor. İbrahim Şahin, Abdullah Çatlı ile çektirdiği fotoğraflar nedeniyle çete oluşturmakla suçlandı. Elimizde, Tuğgeneral Veli Küçük'ün Çatlı ile defalarca telefon görüşmesi yaptığına dair dokümanlar var. Onlar neden belge olarak kabul edilip, Küçük hakkında soruşturma açılmadı? Başı sıkışan, "devlet sırrı"dır, bilgi veremem, ifade vermeye gelemem diyor. Türkiye'de bazı kişiler konuşmazsa çözüm mümkün değildir..."
İbrahim Şahin altı yıl ceza alırken, Tuğgeneral Veli Küçük, bu konuşmayı izleyen Ağustos ayında tümgeneralliğe yükseltildi.
Yine aynı günlerde gazeteler çarşaf çarşaf Yeşil'in yaptığı telefon konuşmalarının dokümünü yayınlıyorlardı. Kutlu Savaş'ın, "Vedat Aydın, Cem Ersever'i emirle öldüren adamdır" dediği bu "katil"in görüştüğü onlarca resmi kuruluşun önemli bir bölümü jandarma birlikleriydi, hatta Ankara'daki askeri karargah merkezleriydi.
Bu da araştırılmadı.
Bir haber olarak gazete sayfalarında kaldı.
Cem Ersever'in faaliyetleri ve ölüm öyküsü de öyle. JİTEM'in varlığı resmen hep reddedildi, ama varlığı onlarca belgeyle kanıtlandı.
Sormalı şimdi?
Ergenekon nedir ve nerededir?
Ve ABD'den Ergenekon açıklaması..
Beyaz Saray, ABD Başkanı George W. Bush'un, Türkiye'de demokrasinin sağlam temellerde bulunduğundan emin olmak istediğini belirtti.
Beyaz Saray sözcüsü Dana Perino, brifinginde, Türkiye'deki gözaltıların hatırlatılması ve Başkan Bush'un, Türkiye'de demokrasiye ilişkin kaygıları olup olmadığının sorulması üzerine, "Sanırım Başkan'ın, Türkiye'nin güçlü bir destekçisi olduğunu söylediğini duymuşsunuzdur. Başkan, Türkiye'yi AB üyeliği için destekledi ve o ülkede demokrasinin sağlam temellerde bulunduğundan emin olmak istiyor" diye konuştu.
Sözcü Perino, Bush'un gözaltılar konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül veya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşüp görüşmediğinin sorulması üzerine de, "yakın zamanda bir konuşma olduğunu sanmıyorum" dedi.
Resimleri Görebilmek İçin Üye Ol veya Giriş Yap
Son GunLerDe GunDemi oLdukça MeşquL Eden ErqeneKon SoruŞturmaSı HerkeSin İLqi Odaqı oLdu.!!
Fakat Daha önemLi Bir İki Konumuz Daha Var;
-ŞuanDa ULkemizi Yöneten inSanLar Yarqı ÖnunDe.!!
-EfLasyon MeSeLemiz (Örneq: BirDen Bire eLektiriqe %21 Zam).!!
-üLkemizDe Reşit oLmuş Her 3 KişiDen Biri İşsiz.!!
BunLarDan Uzakta GunDemi SarSan Ve PeşinDen Koşturan ErqeneKon HakınDa GözLemLediqim ŞeyLeri ŞöLe SıraLayım;
ERGENEKON NEDİR ?
‘2009 yılında gerçekleştirilecek darbe için zemin hazırlamaya çalışmakla’ suçlanan ve savcının hazırladığı iddianamede ‘Ergenekon Terör Örgütü’ olarak adlandırılan yapıya, Engin Bağbars’ın ifadeleri sonucu ulaşıldığı ileri sürülüyor. Peki, bu nasıl bir yapılanmaydı? Kim neyle suçlanıyordu? Operasyon nasıl başlamış ve sürmüştü? Kendilerine neden Ergenekon ismini vermişlerdi? İşte yeni başlayanlar için ‘Ergenekon olayı’.
Öncelikle milliyetçi çevreler, Türklüğün var oluş destanı Ergenekon’un böyle bir operasyonla gündeme gelmesinden rahatsız. Destanın adının, bu örgütle ilişkilendirilmesinin özellikle yapıldığına ilişkin iddialar bulunuyor. Ergenekon adının, bu örgütle nasıl yan yana geldiğini anlamak için resmi belgelere bakmakta fayda var.
Her şey 12 Haziran 2007’de, Ümraniye’deki bir evde 27 el bombası bulunmasıyla başladı. Bu kapsamda gözaltına alınanlardan biri, piyade komando astsubaylığından, paraşüt atlayışında diz kapağında oluşan sakatlık nedeniyle emekliye ayrılan Oktay Yıldırım’dı. Yıldırım’ın evinde ve çalıştığı işyerinde ele geçirilen belgelerden biri, ‘Lobi’ adını taşıyor. Üzerinde ‘çok gizli’ yazan bu dosyada, ‘Ergenekon’un ‘Lobi’ örgütlenmesinden söz ediliyordu. Bu yüzden Ümraniye operasyonundan sonra yürütülen soruşturmada gözaltına alınanlara, bu dosyadaki bilgilere dayanılarak, “Şu anda size gösterilen Ergenekon organizasyonu nedir, lideri kimdir, ast-üst ilişkileri, silahları, eğitimleri, eylemleri ve faaliyetleri hakkında detaylı bilgi veriniz. Bu dokümanda adı geçen şahıslar ve gruplarla ilişkilerinizi anlatınız” dendi. Buradan, Ergenekon adının ele geçirilen bu belgelere dayanılarak örgüt ismi olarak kullanıldığı anlaşılıyor.
22 Ocak 2008 günü sabaha karşı gözaltılar başladı; aralarında emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün de bulunduğu 33 kişi sorgulanmaya başlandı. ‘Ergenekon’ adı verilen operasyonda, altı ayrı ilde 24 farklı adrese eş zamanlı baskın yapıldı. Küçük’ün yanı sıra avukat Kemal Kerinçsiz, Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Yöneticisi Sevgi Erenerol, Mersin’de silah üzerine ‘ölme-öldürme yemini’ ettiren emekli Albay Fikri Karadağ ile Susurluk skandalının kilit isimlerinden Sami Hoştan ve ‘Drej Ali’ lakaplı Ali Yasak’ın gözaltına alınması dikkat çekti.
Sonuç itibariyle ‘Ergenekon’ operasyonu, aslında 22 Ocak’ta başlamamıştı. Resmen 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de bir gecekonduda ele geçirilen 27 el bombası soruşturmasının devamı niteliğindeydi. Ama gayri resmi olarak, Engin Bağbars’ın 2006’da verdiği ifadeden bu yana soruşturma gizlice sürdürülüyordu.
Konuya ilişkin yöneltilen bir soruya Başbakan Tayyip Erdoğan, “Devlet çalışıyor arkadaşlar” cevabını verirken; İçişleri Bakanı Beşir Atalay, “Gelişmeleri takip ediyoruz. Her şey savcılığın kontrolü altında” dedi. Operasyonla ilgili ilk resmi açıklama ise İstanbul Valisi Muammer Güler’den geldi. Güler, operasyonun İstanbul’un dışındaki illeri de kapsadığını belirtirken; savcı, göz altıların Ümraniye soruşturmasıyla ilgili olduğunu açıkladı.
Üç günlük gözaltı süresinin sonunda, 26 ve 27 Ocak’ta; emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Kuvvayi Milliye Derneği Genel Başkanı Fikri Karadağ, Susurluk Davası hükümlüsü Sami Hoştan, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu Sevgi Erenerol ve Büyük Hukukçular Birliği Başkanı Avukat Kemal Kerinçsiz’in de aralarında bulunduğu dokuz kişi tutuklama istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Nöbetçi hakime ifade veren Güler Kömürcü serbest kalırken, diğerleri tutuklandı.
“Ordu el koyacaktı”
Ergenekon örgütü, savcılık tarafından ‘2009'da yapılacak darbeye zemin hazırlamak’la suçlandı. Hatta bu amaçla, PKK ve DHKP-C terör örgütlerini tetikçi olarak kullanacaktı. Yani bir tarafta milliyetçi, Atatürk ilkelerini tam anlamıyla hayata geçireceklerini ileri süren Ergenekon, ülkeyi bölme hedefindeki teröristlerle işbirliğine giriyordu. Ayrıca 2009 tarihi de önemliydi. Hedef olarak neden bu tarih konulmuştu? Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın görev süresinin Ağustos 2008’de dolacağı ve yerine Orgeneral İlker Başbuğ’un geçeceğine dikkat çekiliyor.
Taraf gazetesinde Neşe Düzel’e ‘2009 darbesi’ni yorumlayan gazeteci Murat Belge, “2009’da planlanan darbe, 12 Eylül’den beter olacaktı” görüşünü savundu: “O darbe planında kıyamet gibi kan akacaktı. Linçler yaşanacaktı. Dört beş gün sonra ordu kardeş kavgasına son vermek üzere gelip bu kanı durduracaktı. Ama ordu, bu saldırıları durduruncaya kadar, istenmeyen unsurlar zaten temizlenmiş olacaktı.”
Bu arada operasyonun perde arkasında Fethullah Gülen Cemaati’nin de adı geçti. Konuya ilişkin İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Eşref Bitlis’i, ABD güdümlü gladionun katlettiğini açıklayan general tutuklandı. Operasyon merkezine Fethullahçı polis şefleri oturtuldu” açıklamasında bulundu.
Taha Kıvanç/Yenişafak Köşe Yazarı'nın Ergenekon HakınDa SöLedikLeriniDe Şu ŞekiLde ÖzetLiye BiLiriz;
Ergenekon
Danıştay'a saldırı sonrası, "Eylemci avukatın örgütü ne?" sorusuna cevap Hürriyet'ten geldi: Ergenekon. Ergenekon eski bir örgütün yeniden harekete geçmişi. Raporu ilk kez Kulis'te (30 Nisan 2001) anılan Ergenekon ilginç bir örgüt. "Ne kadar ilginç?" merakında olanlara beş yıl eski yazımı sunuyorum.
Okuyalım:
Sanki ben çıkarmışım gibi, dün, bütün gün, "Bu Ergenekon da nereden çıktı?" sorusuna cevap vermek zorunda kaldım. (..) "Yeniden kurulsun" diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan 'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt...
Erol Mütercimler
Bilen biliyor, devlet içinde aynı adı taşıyan güçlü bir örgüt geçmişte vardı. Deniz kuvvetlerinden ayrılan Erol Mütercimler, "Ben ilk kez 1980'de varlığından haberdar olmuştum" demişti Ergenekon için... Can Dündar ile Celal Kazdağlı, belgeleri konuşturarak, 'Ergenekon' adıyla bir kitap (İmge Yayınları, Ankara) bile yazdılar...
"Neden böyle bir örgüt olsun istenir?" sorusunun cevabı, raporda açık biçimde veriliyor: "Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını tümüyle ortadan kaldırmaya yönelik çabalar, dış odaklı olmaktan çıkıp yerli işbirlikçilerin gönüllü katkılarıyla ülke içinde de yıkıcı güç odaklanma noktasına ulaşmıştır. 1914 yıllarında İstanbul, dış ülkelerin istihbarat ajanlarının cirit attığı, pek çok yandaşlarının olduğu, dileklerini gerçekleştirebildikleri bir dünya kentine dönüşmüştü. Bugün de böyledir. Çünkü savaş sürdürülmektedir. Ve bu savaşın tek amacı vardır: Bölerek/parçalayarak Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak!"
Cumhuriyet'i yıkma faaliyetinin ciddiyetine işaret etmek için, rapor yazarı, "Yabancı güç odaklarının yerli işbirlikçileri devletin her kademesine sızarak TBMM'ne girebilmiş ve hatta siyasi platformda iktidar dönemleri yaşamışlardır" demekte.
Rapor yazarı, hem hayal gücü müthiş biri, hem de çok açık sözlü. Şimdiye kadar kimselerin aleni telâffuz ettiğini duymadığım düşünceleri dile getirebilmiş... "Yurtdışında eğitim görmüş olanlar negatiftir" diyor meselâ... Okuyun: "Türlü özverilerle yurtdışında eğitim görmeleri sağlanan yetişkin insan kaynakları, ne acıdır ki, ülke çıkarları için 'negatif' veriler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle devletin en önemli yapı taşları çökmüş ve işlemez hale getirilebilmiştir. Ergenekon bünyesinde yurtdışında eğitim görmüş personel bulundurulmaması zorunluluğu vardır."
Bereket, "Yurtdışında eğitim görenleri ülkeye almayalım" dememiş!
'Sivil toplum örgütleri'nin (stö) varlığından da rahatsız bu yazar... "Dünya Bankası ve Avrupa Birliği, başka ülkeler tarafından finanse ediliyor, dış istihbarat örgütleriyle ilişkili" dediği stö'leri dışlamak yerine, "Ergenekon'un kendi kuracağı sivil toplum örgütlerine ihtiyacı vardır" diyor... Hatta ekliyor: "Ergenekon, Türkiye'de faaliyet gösteren tüm sivil toplum örgütlerini kontrol altına almalıdır. Bu bir zorunluluktur. Çünkü bu örgütlenmelerin finans kaynakları dış ülkelerdir." Ne yani, "Sivil toplum devletin olsun" görüşü size de orijinal gelmedi mi?
Sadece sivil toplumu değil medyayı da bütünüyle devlet kontrolüne almak istiyor Ergenekon; "Kontrol edemediğimizi doğal işleyişi içinde örtülü biçimde etkileyelim, denetleyelim" diyor... "Uluslararası ticaret önemli" tespitinde bulunduktan sonra ise, "Ergenekon doğrudan kendi örgütüne bağlı holdingler ve bankaları süratle kurup ideolojiye uygun ekonomik/politik denge sağlayabilmelidir" demeyi de ihmal etmiyor...
Açık sözlülüğü ise 'ifrat' sayılacak boyutlarda "Kullanacağımız ajanlar merhametsiz olmalı" diyor sözgelimi. "Naylon şirketler kurulmalı (..) elde edilen ekonomik girdiler, öz kaynak olarak örgütün kuracağı legal şirketlerde değerlendirilerek aklanmalıdır" cümlesi de rapordan alınma.
"İllegal işler bütün istihbarat örgütlerinin ilgi alanı" görüşünde yazar, vardığı doğal sonuç, "Biz neden farklı davranalım?" oluyor. "Türkiye silâh üreten bir ülke durumunda olmadığından, jeo/stratejik açıdan kaçınılmaz olarak ve iradesi dışında zorunlu olarak uyuşturucu satışında köprü durumundadır. Uyuşturucu ticaretini denetim altına almalıdır. Türkiye'nin bir başka şansı da kimyasal silâh üretimi olabilir. Çünkü bu alanda başarılı sonuçlar elde edebilecek insan kaynaklarına sahiptir." (..)
En açık sözlü tespit ise şu: "Kişisel çıkarlar adına siyasete yönelmiş ve hedefe ulaşabilmek adına her şeyi mübah sayabilen siyasilerin engellenebilmesi için, geriye kalan tek yol suikasttır." Gözleriniz faltaşı gibi açıldı, değil mi? (..)
Deli saçması gibi gelse de, "Atatürk ilkeleri doğrultusunda, Kemalizm'in tek gerçek olduğuna inanarak" yazılmış taş gibi bir rapor bu... Gereği yerine getirildi mi acaba?
YENİ ŞAFAK GAZETESİNDEN Ali BAYRAMOĞLU İse ErgeNekon'u ŞöLe YorumLamış;
Ergenekon nedir, nerededir?
Danıştay Saldırısı'nın ardından ortaya çıkmaya başlayan görüntüde Ergenekon örgütü belli bir yer tutmaya başladı.
Erganekon ismi ve buna ilişkin kimi belge ve dosyalar yıllardır elden ele dolaşır durur. Bunların kimi emniyet istihbaratı kaynaklıdır, kimi ise menşesiz...
Bu ad, belgelerin işaret ettiği yapılanma son dönemlerde basına yansıdığı gibi korkutucudur.
Ama akıl dışı değildir...
Türkiye gibi kanlı ve tahrik merkezli dönemler geçirmiş, soğuk savaşın bedelini ciddi bir şekilde ödemiş, komünizme karşı seferberlik gerekçesiyle devlet içi illegal yapıları meşrulaştırmış bir ülkede yaşıyoruz...
Ergenekon'u arayanların çok uzaklara gitmesine gerek yok...
Abdi İpekçi cinayetinden başlayıp 16 Mart Katliamı'na uzanan, Susurluk'la doruğa çıkan, muhtemelen Danıştay Saldırısı'na da bulaşmış Türk Gladyosu'nun öyküsü, aslında Ergenekon'un öyküsüdür. Ve bu öykü Türk siyasi tarihinin en karanlık, en kanlı sayfalarını oluşturur.
Ancak söz konusu olan sadece karanlık ve kanlı bir öykü değildir.
Aynı zamanda bu ülkeye hakim olan, örneğin "Susurluk ile 28 Şubat'ı bir madalyonun iki yüzü kılan", bugün benzer bir şekilde Danıştay Saldırısı ile siyasete yönelik huruç harekatını iç içe sokan bir yönetim anlayışının "derin resmi"dir.
Karşı karşıya bulunduğumuz durum, Agatha Cristie'nin "Şark Ekspresi'nde Cinayet" romanının öyküsüne benzetilmeye pek uygundur. Romanda dedektif tek bir katil ararken sonunda anlar ki, trendekilerin hepsi kurbana bir bıçak darbesi atmıştır, tek bir sanık, tek bir katil yoktur. Herkes aynı oyunun parçasıdır, herkes suç ortağıdır.
1997'nin Ekim ayında TBMM'de Ağar ve Bucak'ın dokunulmazlıklarının kaldırılması tekrar gündeme geldiğinde, Ağar grupta DYP milletvekillerine şöyle diyordu:
"Ne yaptıysam askerin ve üst düzey devlet görevlilerinin bilgisi dahilinde yaptım..."
Ağar'ın altına girdiği bu şemsiyenin işe yaramadığı söylenemez.
O günlerde Türkiye, Meclis kulislerinde, gazete ve televizyon beyanatlarında, mahkeme ifadelerinde; istihbaratçıların, MİT'çilerin, JİTEM'cilerin arasındaki fırdöndü mesaj alışverişine tanık olmuştu.
Kamuoyu, yapılan çeşitli açıklamalarla olayların ayrıntıları ortaya çıkıyor sanırken, aslında tersi oluyor; karşılıklı uyarılar, tehditlerle "olan"ın üstü örtülüyordu.
Bugün Ağar DYP'nin genel başkanı ve ilk genel seçimlerde iktidara talip...
Aynı günlerde Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı Elkatmış'ın "kanlı tarihe" neşter atarcasına yaptığı şu tespit de ortada kaldı:
"Çetenin üç ayağı var. Bunlardan birincisi polis, ikincisi bürokratlar, üçüncüsü askerdir. Polise ve bazı bürokratlara dokunuluyor. Ama askerlere dokunulamıyor. İbrahim Şahin, Abdullah Çatlı ile çektirdiği fotoğraflar nedeniyle çete oluşturmakla suçlandı. Elimizde, Tuğgeneral Veli Küçük'ün Çatlı ile defalarca telefon görüşmesi yaptığına dair dokümanlar var. Onlar neden belge olarak kabul edilip, Küçük hakkında soruşturma açılmadı? Başı sıkışan, "devlet sırrı"dır, bilgi veremem, ifade vermeye gelemem diyor. Türkiye'de bazı kişiler konuşmazsa çözüm mümkün değildir..."
İbrahim Şahin altı yıl ceza alırken, Tuğgeneral Veli Küçük, bu konuşmayı izleyen Ağustos ayında tümgeneralliğe yükseltildi.
Yine aynı günlerde gazeteler çarşaf çarşaf Yeşil'in yaptığı telefon konuşmalarının dokümünü yayınlıyorlardı. Kutlu Savaş'ın, "Vedat Aydın, Cem Ersever'i emirle öldüren adamdır" dediği bu "katil"in görüştüğü onlarca resmi kuruluşun önemli bir bölümü jandarma birlikleriydi, hatta Ankara'daki askeri karargah merkezleriydi.
Bu da araştırılmadı.
Bir haber olarak gazete sayfalarında kaldı.
Cem Ersever'in faaliyetleri ve ölüm öyküsü de öyle. JİTEM'in varlığı resmen hep reddedildi, ama varlığı onlarca belgeyle kanıtlandı.
Sormalı şimdi?
Ergenekon nedir ve nerededir?
Ve ABD'den Ergenekon açıklaması..
Beyaz Saray, ABD Başkanı George W. Bush'un, Türkiye'de demokrasinin sağlam temellerde bulunduğundan emin olmak istediğini belirtti.
Beyaz Saray sözcüsü Dana Perino, brifinginde, Türkiye'deki gözaltıların hatırlatılması ve Başkan Bush'un, Türkiye'de demokrasiye ilişkin kaygıları olup olmadığının sorulması üzerine, "Sanırım Başkan'ın, Türkiye'nin güçlü bir destekçisi olduğunu söylediğini duymuşsunuzdur. Başkan, Türkiye'yi AB üyeliği için destekledi ve o ülkede demokrasinin sağlam temellerde bulunduğundan emin olmak istiyor" diye konuştu.
Sözcü Perino, Bush'un gözaltılar konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül veya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşüp görüşmediğinin sorulması üzerine de, "yakın zamanda bir konuşma olduğunu sanmıyorum" dedi.

















Logged





onu da çözdüm Tesekkurler